TÜRKÇESİ VARKEN
Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum. Göreniniz, bileniniz, Duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı:
"Bu günden sonra, divanda, dergâhta, Bârgâhta, mecliste, meydanda
Türkçeden başka dil konuşulmaya" diye
Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, Fermana uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim,
Dolandığımız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın "demo", sunucunun "spiker",
Gösteri adamının "showmen", Radyo sunucusunun "diskjokey",
Hanım ağanın, "firstlady" olduğuna
Şaşıranınız var mı?
Zaman akıp gidiyordu... Zamanın hep akıp gittiği vardı. Akıp giden zamanın rüzgârında erittikleri vardı. Değişenler vardı. Israr edenler vardı. Ne varsa insanlarda vardı. Değişmek ya da sabit kalmak. Dinamik ya da statik. İnsanın diğer bütün varlıklardan seçebilmesiyle ayrıldığı vardı.
Nerelerden geçtik, hangi vadilerden kıvrıldık, hangi gökyüzünün altında yağmura sulandık, hangi dumanlarla sevdiklerimize mesajlar ilettik, ne zaman başladı kelimelerle olan bağlantımız. Burada nasıl olduğumuzu anlamak zor; tek bildiğim burada olduğumuz. bye bye,feedback,driver,global,prezantasyon.Bütün bu kelimeler, beynimize ne vakit nakşolundu, hayatımızı ne zamandır bu kavramlarla devam ettirir olduk bilemiyoruz..tek bildiğimiz şey değişmiş olmamız.
Bir insanın konuştuğu dili bu denli yoğun olarak anlamlandıramaması, bizi az ya da çok bir farklılığa sürükleyecektir. Peki, bu farklılıktan kendimizi nasıl sıyırabiliriz?
Cevap basit. Türkçesi varken Türkçesini kullanarak!
Türkçesi varken
Hafta İçi Her Gün saat 11,13,15,17 de


